Advert
Advert

Bakan "müneccim olup görmemiz gerekirdi" dedi!

Rana Sarro Yazdı (Yorum)

Bakan

Yazılarım şikayet edilmiş, facebook tarafından banlandım. Yani engellendim. Bu nedenle 2 aya yakın bir süredir, haberlerden ve gündemden bayağı uzak kaldım. Bu durumdan çok rahatsız oldum dersem doğru olmaz, çünkü gerçekten bıkmıştım, çok sıkılmıştım habercilikten. 

Halkın büyük bir çoğunluğunun gerçekleri görememesinden, doğru insanları yermesinden, yalancılara ve sahte kişiliklere alkış tutmasından, adam gibi adamları ise istenmeyen adam ilan etmesinden bıkmıştım.

Yorulmuştum, her şeyin göze alınarak yazılan gerçeklerin okunmamasından... Dedikodu, skandal ve erotik gibi haberlerin ise patlamasından...!

Aslında biz Kıbrıs Türk halkı olarak çok zeki, çok akıllı ve çok da uyanık insanlarız. Buna rağmen niye şov yapanları geç tanıyabiliyoruz. Canla başla çalışanları, dürüst insanları ise anlamakta zorlanıyoruz? Bunu çözebilmiş değilim...

Yazılarımı daha önce okuyanlar bilirler, yanlış dahi düşünsem daima açık sözlü yazarım. Neyse o.

Etrafınıza bir bakın, ülke ve halk yararına fedakarca yazan gazetecileri kaybediyoruz. Tek tek bu mesleği bırakıyoruz. Sonra da dönüp Türkiye'nin havuz medyasına gülüyoruz. Biz daha beter duruma geldik farkında değiliz. 

Halkın yararına çalışan gazeteci ülkede kalmıyor. Hepsi teker teker cebini ve menfaatini düşünmeye başlıyor. Bunları değiştiren biz ülkenin bireyleriyiz. 

Çünkü hak edene hak ettiği takdiri veremiyoruz. Hak etmeyenlere alkış tutuyoruz.

Herkes çevresindeki tanıdığı gazetecileri aklından bir geçirsin. Doğruyu söylediğimi anlayacaksınız.

Unutmayın, basın demek yasama, yürütme, yargıdan sonra gelen ülkedeki dördüncü güç demektir. Basının susturulduğu, satın alındığı ya da kaleminin kırıldığı noktada ise esaret başlar.

Basının sesinin kısılması demek, halkın sesinin kısılması demektir. Bu yüzden doğruyu konuşan, yazan gazetecilere hem halk olarak hem de medya sektörü patronları olarak sahip çıkmalıyız.

Ben 2006 yılından 2015 yılına kadar yazılı basında çalıştım. Yazılı basında yaşadığım haksızlıkları daha önce yazdım. 2015 Haziran ayından, 2 ay öncesine kadar ise yani yaklaşık 4 yıl da kendi internet gazetem aracılığıyla mesleğimi yapmaya çalıştım. Sonra durdum düşündüm ve dedim ki, gazetecilik fedakarca yapılacaksa, esas gelir kapın olmamalı. Yüreğimi ortaya koyarak gazetecilik yapmak için, başka bir ekmek kapısı bulmam gerektiğine inandım ve devlet işine girdim. 

Bundan sonra gerçekleri, reklamım kesilecek korkusuyla yazmaktan korkmayacağım. Bundan sonra reklam verilmez korkusuyla susmayacağım. Bundan sonra gerçekleri yazdığım için reklamım kesildiğinde, halkın bu fedakarlığımı bilmediğini düşünerek kendime kızmayacağım. Çünkü mesleğimden gelir sağlayıp sağlamama gibi bir endişem artık olmayacak. Bu nedenle iyi ki kalemimi oynatabileceğim Ada Haber var. Ve bu imkanı sağlıyor.

Fedakarca yazmam gerektiğini düşünsem de, bazen ne olacak, ne değişecek demekten de kendimi alamıyorum. Örneğin, şu günlerde ülke olarak bir doğal afet durumuyla karşı karşıyayız. Sel baskınları yaşanıyor, anayollar sular altında kalıyor. Aylar önce sel felaketinin yaşandığı Ciklos'taki gibi, geçmiş yıllarda yapılan yolların yanlışlığı ortaya çıkıyor. Ama biz o yolları, o menfezleri, drenaj sistemlerini, su tahliye yapılarını yaptıranları ve yapanları değil, şimdiki bakanı suçlamayı doğru buluyoruz. Bu yaptığımız haksızlığı kendimize yakıştırıyoruz!

Bakan Tolga Atakan'ın facebook paylaşımına denk geldim. ″Kapalı olan Haspolat Çemberi ile Dağyolu Çemberi arasındaki su tahliye edildi. Şu an temizlik yapılıyor. Bu yaraları sardıktan hemen sonra yol kenarı drenaj sistemlerinin güncellenmesi için kolları sıvıyoruz″ diyordu. Bir vatandaş ise Bakan'ın bu paylaşımının altına, ″Sayın bakan geç kaldınız kolları sıvamakta. O kollar, koltuğa oturduğunuz gün sıvanmalıydı... ″ şeklinde bir yorumda bulunuyor. Bakan Atakan'ın yanıtı ise oldukça manidardı. ″Bu yolun kenarlarındaki su tahliye yapılarının yetersiz olduğunu müneccim olup görmemiz gerekirdi haklısınız...″ diyerek, bazı detaylara da yer verdiği bir yanıt verdi. 

Yani Bakan demek istedi ki, bu yollar yapılırken, menfezler, drenaj sistemleri, tahliye yapıları yetersiz ve yanlış şekilde yapılmışlarsa, bunu nereden bilebilirdik.

Geçmiş hükümetlerin atadıkları Bakanlar, oturdukları koltuktan kalmadan maaşı ve mevkiyi düşünerek, yıllarını Bakan koltuğunda harcamışlarsa, bunun sorumlusu 1 yıllık Bakan mı?

Yani yolları yaparken, su tahliye sistemlerini yanlış yapanların suçu yok, yer altındaki bu menfezlerin yanlış olduğunu tahmin edemeyen ve bir yılda tümünü düzeltme gibi bir sihirde bulunmayan Bakan'ın suçu var, öyle mi?

Geçmişte yanlış yapılan işlerin, icraatların hesabını biz nasıl bugünün bir yıllık bakanına sorabiliriz?

Ayrıca, özellikle yol yatırımlarının finansmanının her daim Türkiye olduğunu sanırım bilmeyenimiz yok. Yolların yapımı için Türkiye'nin kaynaklarına ihtiyacımız olduğunu, aksi halde bir tek asfalt dahi bu ülkede döktürülmesinin mümkün olmadığını bilmiyorsanız öğrenmenin zamanı geldi.

Yine bunun yanında, geçmiş hükümetler döneminde yol yatırımları için Türkiye kaynaklarının su gibi aktığını, şimdilerde ise, o suyun aktığı çeşmenin ağzının kapandığını görmüyor muyuz? 

Türkiye kaynaklı yol yapım projeleri için maddi kaynakların bol olduğu yıllarda, mevsimlerin değişmesiyle birlikte bahse konu yolların alt yapısının, su tahliyesinde yetersiz kalacağını geçmiş bakanlar düşünmemiş ise bunun sorumlusu 1 yıllık yeni Bakan mı?

Suçlu ülkemiz karayollarını kıt kanaat iyileştirmeye çalışan Bakan mı? Ülke genelindeki derme çatma, amatörce yapılmış, güvenliksiz tüm karayollarımızı maddi imkansızlıklar içerisinde düzeltmeye çalışan Bakanı suçlamak adalete sığar mı? 

Şunu da söylemekte yarar görüyorum. Bakan'ın çıkıp da, açıkça ″Türkiye bize yol yapımı için kaynak sağlamıyor, bu nedenle maddi imkansızlıklar içerisinde, bugüne kadar yapılmayanları yapmaya, ülkenin her noktasındaki sorunlara yetişmeye çalışıyoruz″ demesini beklemeyin. Bürokraside böyle bir açıklama göremezsiniz.   

Diyeceğim şu ki, tıpkı halkın sesini duyurmak için ülkede büyük önemi olan basına yapıldığı gibi, eğer ki ülkesi için canla başla çalışan siyasilere de aynı haksızlıkları yapmaya devam edersek, bir gün gelecek kimse ülkenin faydasını düşünmeyecek. ″Ne yaparsam yapayım zaten bilinmiyor″ dedirtmeyin insanlara! 


Advert Advert
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
DAÜ'de profesöre, 'cinsel taciz' iddiasıyla gözaltı
DAÜ'de profesöre, 'cinsel taciz' iddiasıyla gözaltı
“Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan ve Mavi Ekonomi’’ paneli Lefkoşa’da yapılıyor
“Doğu Akdeniz’de Mavi Vatan ve Mavi Ekonomi’’ paneli Lefkoşa’da yapılıyor