Ben herşeyi açıklıyorum, siz karar verin!

Rana Sarro Yazdı (Yorum)

Ben herşeyi açıklıyorum, siz karar verin!

Düne kadar sorsalar, ülkenin en dürüst siyasetçisi kim diye, "Başbakan Erhürman" derdim. Sorsalar "kendini hangi partiye en yakın hissediyorsun" diye "CTP" derdim. Ama bugün anladım ki, sığınacak tek limanımız yokmuş... Anladım ki, halk olarak kaderimize terkedilmişiz... 

Bugün, askeri kantinlerin bir kısmının sivil halkın girişine yasaklamaya başladığını duydum. Dolayısıyla yakın zamanda ülke genelindekilerin tümünün de yasaklanacağı hepimizin malumudur. 

Duyduğum andan beridir sinir küpüyüm. Bu kararı zaten bekliyordum çünkü bir süredir, halk geçim derdini konuşurken, fahiş pahalılıklardan kan ağlarken; Marketler Birliği ise, hükümet yetkililerinin yolunu tutuyordu. Bir süreden beridir, askeri kantinlerin halka daha ucuza temel gıda ürünlerini satmasından şikayetçiydiler. 

Bekliyordum ama bunun Başbakan'ın girişimleriyle yapılmasını beklemiyordum. Bu şikayetlerden askeri makamların rahatsız olabileceğinden endişe ediyordum. 

Yasaklandığı kararını alır almaz, ateş püskürdüm, çünkü halkın ne denli dar boğazda olduğunu, ne denli yaşam savaşı verdiğini, ne denli hayatta tutunma mücadelesi verdiğini hepimiz biliyoruz.
Hepimiz de görüyoruz ki, ülke tarihinde ilk kez ekmek fiyatları, süt fiyatları, domates, patates fiyatlarından başka konu facebookta konuşulmaz oldu!

Bir annenin, çocuğuna süt alamadığını düşündükçe, ekmeği dahi hesaplı alabildiğini, kilosu 7 buçuk TL olan patatesi kıt kanaat alabildiğini düşündükçe nasıl ateş püskürmem...

Bugün tüm yetkililere de söylediğim gibi, ben askeri kantinlerden alışveriş yapan biri değilim. Benim isyanım, alım gücü oldukça düşen, geçinemeyecek duruma gelen fakir halkın, tek umut kapısı olan bu mekanların yüzlerine kapanmasınadır. 

Benim isyanım, belki bir ekmek, belki bir süt daha fazla alabileceği o yerlerin kapısının da insanımızın yüzüne çarpılmasınadır. 

Askeri kantinlerin ticaret yapması doğru değil mi? Askeri kantinlerin, kdv'siz haksız rekabet ortamı yaratması doğru değil miydi? Peki ben de soruyorum, bunca yıl bu askeri kantinler sivil halka açık, bunu şimdi mi hatırladınız? Halk geçim derdinden kan ağlarken mi, askerin ticaret yapmasının yanlış olduğunu hatırladınız? Ya da madem ki doğru karar aldınız niye inkar ediyorsunuz, kararınızın arkasında niye duramıyorsunuz?

Bugün bu olayı duyduğum anda, önce CTP Basın Danışmanı olan çok sevdiğim arkadaşımı aradım. O'na ilk etapta ulaşamayınca, dönüp Başbakanlık Halkla İlişkiler Müdürü Ahmet Muratoğlu'nu aradım. O da o anda telefonuna yanıt veremeyince, Ekonomi ve Enerji Bakanı Özdil Nami'yi dönüp aradım.

Marketler Birliği bir yandan hükümet yetkililerine askeri kantinlerin, halka daha ucuza mal satışından şikayet ederken, askeri kantinlerin sivil halka yasaklanması kararının, hükümet nezdinde mi yoksa askeri yetkililer bünyesinde mi alındığını sordum. Ve Bakan Özdil Nami'nin yanıtı karşısında hem şok oldum hem de kahroldum....

Bakan Özdil Nami; "Askeri kantinlerle ilgili konuyu doğrudan Başbakan ele aldı ve ilgili askeri makamlarla birkaç kere değerlendirdi. Askeri kantinlerin kime açık olabileceği ile ilgili yasal düzenleme var. Bunun uygulanmasına yönelik herkesin dikkatli ve daha hassas olmasını talep etti Sayın Başbakan. Sanırım bu konu Başbakan'ın girişimleri üzerine olan gelişmeler olabilir diye düşünüyorum" dedi.

"Askeri kantinlerle ilgili konuyu doğrudan Başbakan ele aldı" diyordu. Telefonumda yüklü program nedeniyle otomatik olarak aldığı ses kaydını tekrar tekrar dinledim. Evet yanlış duymamıştım... Başbakan, askeri makamlarla birden çok kez bu konuyu görüşmüştü. 

Akabinde, CTP basın danışmanı telefonuma döndü. Ateş püskürüyordum.... "senin de çocuğun var, sana anne süt dese, anne çikolata, anne muz" dese ve alamasan ne olursun? Bu kriz döneminde, fırsatçı marketlerin tüm temel tüketim ürünlerine uyguladığı fahiş zamların olduğu günlerde, insanımızın ekmeğin fiyatını facebookta konuştuğu, kan ağladığı bir dönemde reva mı bu halka?" diye sordum. Tabi kendisinin bu konuda bilgi sahibi olmadığını aktardı. İyi niyetinden de zerre kadar şüphem yok. 

Ardına Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ahmet Muratoğlu telefonuma döndü. Kendisine Bakan Özdil Nami'nin açıklamasını aktardım ve Başbakan ile görüşmesini, neden böyle bir karar aldığını sormasını rica ettim. Ahmet Muratoğlu, ilk etapta böyle bir konuya Başbakan'ın karışmayacağını, bu kararın askeri mercilerin kendi bünyesinde alınmış bir karar olabileceğini söyleyese de, "Bakan Özdil Nami yalan mı söylüyor?" diye sordum.

Bunun üzerine Başbakan Erhürman ile görüşmek üzere telefonu kapattı. "Özellikle rica ettim, bu konudaki girişimlerinizi geri alın, ben bu yöndeki haberi yazmamaya razıyım. Yeter ki, halka bu kötülüğü yapmayın" dedim.

Bir süre sonra Ahmet Muratoğlu beni arayarak, Başbakan'ın böyle bir girişimi olmadığını, bu konuyla bir ilgisi olmadığını söyledi. Ben de kendisine, "ben sizin siyaset gereği bu yöndeki tavrınıza saygı duyarım, ama ben ikna olmadım. Siz de benim gazeteci olarak bu konuda yayınlayacağım haberlere saygı duyun" dedim ve teşekkür ederek telefon görüşmemi sonlandırdım. 

Bunun üzerine, "Bakan Nami, Başbakan'ın yalanını ortaya çıkardı" başlıklı haberi yayınladım. Haber daha yayınlanır yayınlanmaz, Bakan Özdil Nami beni aradı. Haberin sunuş şeklinin yanlış olduğunu, kendisinin Başbakan'ı yalanlamadığını ve bu şekilde haberi yayınlamama itirazı olduğunu belirtti. Halbuki, Başbakan'ın inkar ettiği askeri kantinlerin kapatılması girişimini, Bakan Nami, bilmeden ve istemeden ortaya çıkarmıştı. 

"Askeri kantinlerle ilgili konuyu doğrudan Başbakan ele aldı, askeri mercilerle birkaç kez görüştü" demişti. Aslında Başbakan'ın inkar ettiğini bilmeden yaptığı bir açıklamaydı bu. Başbakan'ı yalanlamak elbette ki istememişti. Ama konunun özünde Başbakan'ın halktan gizlediği ve gazeteci olarak bana inkar ettiği konuyu istemeden Bakan Nami ortaya sermişti. 

Bakan Nami, haber yayınlanır yayınlanmaz telefonunun susmadığını, parti içerisinde kendileri arasında bir sorun olduğu algısına neden olunduğu ve parti içerisinde soruna neden olabileceğini anlattı. Bunun üzerine haberi sildim ve yalın bir dille, Bakan Nami'nin açıklamasını verdim. 

Akabinde, Başbakanlık Halkla İlişkiler Müdürü Ahmet Muratoğlu facebooktan bana yazdığı mesajda, haberde saptırma olduğunu iddia etti. Saptırmanın ne olduğunu sorduğumda ise, ne Bakan Nami, ne de Ahmet Muratoğlu açıklayamıyordu.

Çünkü konunun özü aslında, marketler yerine bir makarna, bir pirinci daha ucuza alabileceği kantinlerin fakir halkın yüzüne kapanmasıydı. Çünkü esas mevzu, geçinemeyen, açlığa mahkum olan kesimin, tamamen kendi kaderine terkedilmesiydi.

Aslında Başbakan'ın halktan gizlediği, basın mensubu tarafından sorulduğunda ise, inkar ettiği bir konunun, Ekonomi ve Enerji Bakanı'nın bilmeden itiraf etmesiydi konu.

Esas mevzu, bir annenin, bir babanın evlatlarını geçindiremeyecek durumda olduğunu düşündükçe isyan eden bir gazetecinin, halk için bu girişimden vazgeçmelerini yetkililerden talep etmesi; insaf yerine inkara başvurmaları nedeniyle de, bunu halkın bilgisine getirmesiydi aslında. 

Üzüldüm, çünkü Bakan Nami, "aynı partili iki Bakan'ı birbirine düşürmeye mi çalışıyorsunuz? Keşke hiç konuşmasaydım" dedi. Halbuki, benim üzüldüğüm konu çok daha başkaydı.

Benim üzüntüm, cebinde 1 ekmek, 1 süt, 1 makarna, 1 pirinç alabilecek kadar parası olan fakir halkın, belki askeri kantinlerden onun yerine 2 ekmek, 2 süt, 2 makarna, 2 pirinç alabilecek umudunu da yitirmesineydi. 

Ve aynı partili bir Bakan ile bir Başbakan'ı birbirine düşürme veya aralarında husumet olduğu algısı yaratma amacı taşımadığım ve taşımayacağım da, yerel seçim döneminden beri 4'lü koalisyon hükümetini destekleyen köşe yazılarımda aşikardır. 

Ama söz konusu halkın geçimi, yaşam kaynağı olan temel gıda maddelerini alıp, alamayacağı konusu ise, ne parti dinlerim ne de yetkili. Ne kendi menfaatimi düşünebilirim ne de siyasi partilerin veya siyasetçilerin itibarını... 

Bunun yanısıra, uzun zamandır halktan gizlediğim bir konuyu daha açıklamam artık şart olmuştur. Bir süre önce Başbakanlık'tan yapılan açıklamada, Ekonomi ve Enerji Bakanlığı'nın marketlere denetim gerçekleştirmeye başlayacağı ve denetim memurları atadıkları halka açıklanmıştı. 

Ticaret Dairesi'nden bir yetkiliye arayıp, denetim sonuçlarını sorduğumda, "biz öyle bir denetim yapmadık. Zaten tüm marketleri denetlememiz de mümkün değildir. Bizim rutin olarak yaptığımız gıda süreleriyle ilgili denetimlerdir" yanıtını almıştım.

Nasıl yani, Başbakan Ticaret Dairesi'nin marketlerin bu fahiş zamlarını denetleyeceğini açıklamıştı. Bu nasıl olabilirdi? Uzun uzun düşündüm. Sonra Ekonomi eski Bakanı Sunat Atun'u aradım ve bakanlığın fiyatları denetleyebilmesinin, zamları kontrol edebilmesinin mümkün olup olmadığını sordum. Sunat Atun'dan, serbest piyasa ekonomisinde bunun mümkün olmadığı yanıtını alınca da, bu haberi yayınlamama halktan gizleme kararı aldım. Çünkü serbest piyasayı kontrol edemeyen Başbakan'ın, marketlerin gözünü korkutmak için bu yola başvurmuş olabileceğini ve bunun açıklanması halinde marketlerin daha da fırsatçılık yapabileceklerini düşündüm ve halk yararına sustum. 

Ama bugün görüyoruz ki, marketleri denetleyemediğini, zamları kontrol edemediğini, serbet piyasa ekonomisinde halkın geçim sıkıntısı çektiğini bilen Başbakan'ın, bunun üzerine bir de askeri kantinleri sırf marketler rahatsız oldular diye yasaklaması, halkı kaderine terketmektir, insafsızlıktır, halka vurulmuş en büyük darbedir!


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
UBP'de tüm ilçe başkanları belirlendi
UBP'de tüm ilçe başkanları belirlendi
Polisten uyarı! Şifresiz Wi-Fi ağlara dikkat
Polisten uyarı! Şifresiz Wi-Fi ağlara dikkat